Nasrettin Hocanın Karısı

Yenisi
Günün birinde Hoca’nın karısı ölür. Fakat Hoca’da ciddi bir üzüntü belirmez. Bir müddet sonra eşeğide ölünce hoca yas tutmaya başlar. Bu işe şaşıran komşuları sorar:
- “Bu nasıl iş Hocam karın öldüğüne bu kadar üzülmedin, eşeğin öldü bir haftadır ağzını bıçak açmıyor?”
- “Karım öldüğünde hepiniz, üzülme daha genç ve güzel yeni bir hatun buluruz diye beni teselli ettiniz fakat hiç kimse yeni bir eşek alalım demiyor.”

Daha ne kadar gideceğiz?
Hoca ile hanımı dört günlük yola daha yeni çıkmışlar. Hoca yola çıkar çıkmaz hanımına:
- “Daha ne kadar gideceğiz hatun?” diye sormuş. Hanımı hocanın sorusunu şu şekilde cevaplandırmış:
- “Bugün ile yarın gidersek daha iki günlük yolumuz kalır.” Bunun üzerine hoca:
- “Desene hatun, yolu yarıladık.”

Bizim Çocuklar
Nasreddin Hoca’nın karısı ölür. Ölen karısından beş çocuğu olan Hoca, beş çocuğu olan bir dul kadınla evlenir. Hoca’nın yeni eşinden de iki çocuğu olur. Bir gün karısı feryadı basar:
- “Hoca Hoca yetiş! Senin çocuklarla benim çocuklar bir olmuş, bizim çocukları dövüyorlar.”

Öldü
Hoca Konya’dayken biri gelip:
- “Karın öldü!” demiş. Hoca:
- “Nasıl olsa boşayacaktım, ölsün!”

Hatim
Nasreddin Hoca ve karısı konuşuyorlardı. Karısı:
- “Benim yüzüme bakarken besmele çekiyorsun.” Hoca
- “Ne olmuş yani?” der. Karısı:
- “İmam efendi, karısının yüzüne bakarak yasin okuyormuş.” deyince, Hoca güldü :
- “Ben o kadını görsem, hatim bile indiririm!..”

Sıcak Çorba
Hoca’nın karısı bir kurnazlık düşünmektedir. Derken akşam eve aç dönene Hoca’nın önüne ateşten yeni indirdiği çorbayı koyar. Unutarak dolu kaşığı ağzına götüren kadının ağzı sıcak çorbadan yanınca bir anda gözlerinde ateş fışkırır ve ağlamaya başlar. Karısının ağlamasına bir anlam veremeyen hoca ne olduğunu sorunca, karısı:
- “Rahmetli annemi hatırladım, o da pek severdi bu çorbayı.” der. Hoca kaynanasına pek sevdiğinden rahmetliyi hayırla anarak çorbaya kaşığı sallar. Hoca’da sıcak çorbadan nasibini alınca onunda gözleri yaşarır. Karısı neden ağladığını sorar, Hoca’da:
- “Bir anda rahmetli kayınvalidemin yerinde senin olabileceğin aklıma geldi de.”

Aksi
Hocanın karısı ırmakta çamaşır yıkarken kaybolur. Bütün köylü seferber olur dere boyunca cesedini aramaya koyulurlar. Fakat Hoca akıntının tersiden doğru giderek:
- “Sizde onu benim kadar tanısaydınız, hayattayken ne aksi bir kadındı.”

Anahtar
Hoca bir gün anahtarını kaybetmiş. Bahçede döne döne anahtarını arıyormuş. Hanımı sormuş:
- “Hocam, anahtarı nerede düşürdün?”,
- “be kadın nerede düşürdüğümü bilsem, hiç arar mıyım?”

Ciğer
Nasreddin Hoca evine sık sık ciğer getirdiği halde bir türlü onları yemek kendisine nasip olmaz. Her seferinde hanımı :
- Kahrolası kedi ciğeri yedi, hınzır hayvan ciğeri yemiş, canı çıkasıca sarman kedi ciğeri aşırmış, diye bahaneler uyduruyormuş. Bir gün dayanamamış Hoca. Hemen bir kenarda duran baltayı kapıp, mutfak dolabına yerleştirmiş. Hanımı:
- “Ne yapıyorsun Hoca baltanın dolapta işi ne?” Hoca cevap vermiş:
- “Hanım hanım, sen bizim kediyi hâlâ tanıyamamışsın. Üç akçelik ciğere tenezzül eden hayvan kırk akçelik baltayı bırakır mı sanıyorsun?.”

Biraz Daha Gideyim mi?
Bir gece yatakta karısı Hoca’ya “Efendi biraz ileri gider misin?” der. Hoca üstünü başını toplar, giyinir ve yola düşer. Epey bir yol aldıktan sonra sabahleyin bir tanıdığına rastlar. Adam:
- “Yahu Hocam böyle sabah sabah nereye gidiyorsun?” der. Hoca da şöyle seslenir adama:
- “Vallahi bilmiyorum, yalnız sen bizim eve git, hanıma sor bakalım: daha gideyim mi, gitmeyeyim mi?”

Görürsem Söylerim
Bir arkadaşı Nasreddin Hoca’ya gelmiş.
- “Bana bak Hoca, kulağını bükmesi benden… Şu karına bir şey söyle, sabahtan aksama kadar ev ev dolaşıyor, konu komşu bırakmıyor… Söyle de azıcık evinde otursun.” Hoca:
- “Peki, görürsem söylerim…”

Evlilik Hazırlığı
Hoca habire döşeme tahtalarını söküp tavana, tavan tahtalarını da söküp döşemeye çakıyor. Bunu gören komşular merâkla olayın nedenini sormuşlar.
- “Yakında evleneceğim, demiş Hoca, İnsan evlenince evin altı üstüne gelir derler ya, bende bari şu tamirle iki masrafı bir edeyim dedim!”

Aklı
Nasreddin Hoca’ya bir gün:
- “Karın aklını kaybetti..” demişler. Hoca düşünmeye başlamış.
- “Ne düşünüyorsun hocam?” diye sormuşlar.
- “Bizim karının aklı zaten yoktu ki, kaybetsin. Acaba başka bir şey mi kaybetti diye düşünüyorum”

Nasıl
Hoca bir gün karısının bilgisi denemek amacıyla sorar.
- “Karıcığım, ölü bir adamın, ölmüş olduğunu nasıl anlarsın?” Karısı şu cevabı vermiş:
- “Kendisine sorarım.“

Kaybettin
Nasreddin Hoca, bir gün eşeğiyle odun getirir. Karısına:
- “Hatun, eşek çok yoruldu, onu bir yemleyiver,” diye seslenir. Karısı da:
- “Efendi, benim işim var, sen yemleyiver,” der. Hoca sıcaktan iyice bunalmış vaziyette kendini minderin üzerine atar.
- “Olmaz! Hiç halim yok, veremem, sen ver der.” Eşeğin yemini sen vereceksin ben vereceğim derken iş kızışır. Kim önce konuşursa eşeğe o yem vermek üzere bahse tutuşurlar. Az sonra kadın, el işini alarak komşuya gider. Aradan biraz zaman geçer. Eve bir hırsız girer. Hoca’yı görünce kaçacak olur. Ama Hoca’dan hiç ses ve tepki gelmediğini anlayınca kaçmaktan vazgeçer. Ortalıkta ne var ne yoksa koca bir çuvala doldurur. Hoca’nın gözleri önünde çuvalı yüklenerek evden çıkar. Karısı epey zaman sonra eve girip evin halini görür. Eşyaların yerinde yeller esmektedir. Telaşla:
- “Bu ne hal Efendi! diye çığlık atar.” Hoca yattığı yerden doğrularak:
- “Haydi bakalım Hatun, bahsi kaybettin. Eşeğin yemini sen vereceksin.”

Sen düştün
Nasreddin Hocanın bir gün karısı ölmüş. Bir ay sonra dul bir kadınla evlenmiş. Evlendiği kadın Hocaya sürekli eski kocasını anlatıyormuş. Yine bir gün yatakta kocasını anlatıyordu. İşte benim eski kocam şöyle yapardı, böyle yapardı… Hoca sinirlenmiş ve kadına bir tekme atmış ve kadın yere düşmüş. Kadın sormuş aman hoca niye attın beni. Hocanın da cevabı hazır:
- “Eee yatakta bi sen yatıyorsun bi ben bide eski kocan üçümüz sığamadık sende düştün”

Evlilik
Hocaya evlilik ne demektir diye sormuşlar Hocada:
- “Gündüzleri çifte hırlama, geceleri çifte horlama”

Gezgin
Arkadaşları Hoca’ya, takılırlar:
-”Hoca, sizin hanım akşama kadar kapı kapı dolaşıyor.”
-”Olur mu canım dediğiniz kadar dolaşsaydı bize de bir ara uğrardı!”

Kimi Kimden Sorarsınız?
Hoca’nın karısı ölür. Cenazesinin evden çıkarılacağı sırada imam, usule uyarak cemaate hitaben sorar:
- “Merhumeyi nasıl bilirsiniz?” Herkes beraberce:
- “İyi biliriz!” der denmez koşa koşa imamın yanına gelen Hoca:
- “Aman, aman! Sen onu benden sor: kimi kimden soruyorsun!”

Kim Tuhaf?
Hoca, bir gün yolda giderken, birisi ona gülünç bir soru sormuş:
- “Hoca, senden önce ve senden sonra evlenenleri tuhaf bulmuyor musun?”
- “Her ikisini de tuhaf buluyorum”, demiş Hoca.
- “Neden böyle”, diye bir daha sormuş arkadaşı.
- “Neden mi? Benden önce evlenenlere, bana hiç öğüt vermedikleri için kızıyorum. Benden sora evlenenler de, onlara hiç öğüt vermediğim için, bana kızıyorlar.”

Dişi mi Yoksa Erkek Miydi?
Biri Hoca’ya sormuş:
- “Gagasında zeytin dalı ile Nuh Peygamber’e geri gelen güvercin dişi miydi yoksa erkek miydi?”
- “Tabii ki, erkekti, şayet dişi olsaydı, o kadar süre ağzını kapalı tutamaz ve zeytin dalını getiremezdi.”

Fark Var
Bir gün Hoca’ya sormuşlar:
- “Hocam, bir adam karısını öperse orucu bozulur mu?”
Hoca şu cevabı vermiş:
- “Yeni evlenmişlerse bozulur, amma beşinci senede bilmem. Yirminci senede ha bir tahtayı öpmüş, ha karısını.

Hangisi
Hoca’nın bir zamanlar iki karısı vardı. Bunlardan biri yaşlı diğeri genç ve güzeldi. Bunlar bir gün Hoca’ya beklenmeyen bir soru sorarlar:
- “Akşehir gölünde kayığımız devrilse hangimizi kurtarırsın?” Hoca cevap vermeden kurtulamayacağını anlayınca, yaşlı karısına döner ve şöyle der:
- “Hanım sen biraz yüzme biliyordun galiba?”

Kapalı Kapının Ardından
Hoca’nın karısı geceleri komşu komşu gezermiş. Buna pek canı sıkılan Hoca, bir gece, karısı yine evde yokken kapıyı arkasından sürgülediği gibi yatağına yatmış. Kadıncağız, geç vakit eve döndüğü zaman çalmış çalmış açtıramamış kapıyı. Hoca’nın kızdığını anlayarak, yalvarıp yakarmaya başlamış:
- “Vallâhi, billâhi, bir daha seni yalnız bırakıp bir yere gitmeyeceğim canım kocacığım! Aç kapıyı: bu saatte ben nereye gideyim?.. Kadın, bakmış olacak gibi değil, bağıra, bağıra: - “Bari, kendimi şu kuyuya atayım da kurtulayım!. Ve eline geçirdiği büyük bir taşı, kapı önündeki kuyuya atarak bir kenara çekilmiş. Hoca, bir süre yine aldırmamış, sonra hiddeti geçerek: “Şu hatunu kuyudan kurtarayım!” deyip kapıyı açmış. Fakat tam o sırada kadın, evden içeri girivermiş: kapıyı kapadığı gibi Hoca’yı sokakta bırakıp bağırmaya başlamış:
- “Yeter artık senden çektiğim, bana rahat yüzü göstermedin: her gece arkadaş dedin, sohbet dedin gezip tozdun. Alacağın olsun senin!…” Hoca, karısının feryadı üzerine sokaklara dökülen komşulara dönmüş:
- “Komşular görenler ve bilenler Allah için söylesin!

Yaşı Hakkında mı?
Bir komşu Hoca’ya koşa koşa gelmiş:
- “Aman Hoca! Bizim evde karılarımız kavga ediyorlar, çabuk gel,” demiş. Hoca hiç aldırış etmeden şöyle sormuş:
- “Yaş hakkında mı, yoksa görünüş hakkında mı?”
- “Hayır, başka bir şey hakkında, diye cevaplandırmış komşu!”
- “Öyle ise evine git ve merak etme şimdiye kadar çoktan barışmışlardır.”

Bana göstermede
Düğünden sonra Hoca ilk defa gelini görecektir. Yüzündeki yaşmağı kaldırınca birde ne görsün sanki dünyanın en çirkin kadını karşısında duruyor! Hoca olduğu yerde donakalmış. Bu sırada yeni gelin mahcup bir şekilde mahrem olmayan akrabalarını öğrenmek için sorar:
- “Emrindeyim Hocam. Kimlere yüzümü gösterebilirim?” diye sorunca Hoca:
- “Bana göstermede kime istersen gösterebilirsin.”

Sorumluluk
Hoca’nın yanına telaşla gelen bir komşusu:
- “Yetiş Hocam evin yanıyor!” Hoca gayet sakin:
- “Biz evlenirken hanımla yaptığımız anlaşmaya göre ben çalışıp kendimizi geçindirdiğim sürece evle ilgili her türlü sorumluluk ona aittir. Şimdi sakin ol ve karımı bulup bunları ona anlat.

Mavi Boncuk
Nasreddin Hocanın iki tane hanımı varmış. Bunlara değişik zamanlarda birer mavi boncuk vererek kesinlikle diğer eşine veya başka bir kimseye göstermemesini tembih etmiş. Bir gün hanımlar Hoca’nın yanına gelerek sormuş:
- “Hocam hangimizi daha çok seviyorsun?” Hoca hemen işi bağlamış.
- “Sadece mavi boncuk verdiğimi daha çok seviyorum.

Onunla Yaşamak İstemiyorum
Hoca boşanmak istiyormuş, bundan dolayı mahkemeye gitmiş. Kadı birkaç bilgi edinmek istemiş ve Hoca’ya karısının adını sormuş:
- “Bilmiyorum” demiş Hoca:
- “Kaç yıldır evlisiniz?”
- “Kırk yıldır.”
- “Kırk yıldır evlisiniz de nasıl olur da hanımınızın ismini bilmezsiniz?”
- “Ne yapayım: onunla geçinmek istemedikten sonra ismini öğrenmeme ne gerek var”

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !